Blog
← Tüm yazılar
Beyaz Oda · 12

Arkadaş grubunda yeni dönem

Dev kırmızı bir çocuk botunun içinden bakan kız ve yanında atkıyla bekleyen babası

Grubun sohbetine bir mesaj düştü: "Çocuk botunda 28 numara dar gelir mi?" Ceren bir an duraksadı. Bu grubun adı hala "Gece Kuşları"ydı. İki yıl önce sadece festival planlarının, gece yarısı "kim ayakta?" mesajlarının ve hafta sonu kaçamaklarının konuşulduğu gruptu. Şimdi bot ölçüsü, kreş tavsiyesi, uyku düzeni. Ve aynı grupta biri, tam o sırada, yeni bir mesaj yazmaya başladı.

Mesajı yazan Cem'di. Cem, Gece Kuşları'nın kurucusu. Üniversitenin ilk yılında, bir yurt odasında, sabaha kadar süren bir sohbetin ardından bu grubu kurmuş, adını da o gece koymuştu. On iki yıl boyunca grubun motoru olmuştu: tatil planlarını o yapar, konser biletlerini o alır, kimin doğum günü olduğunu o hatırlardı. Sonra Cem baba oldu. Kızı Lara şimdi dört yaşındaydı ve Cem'in mesajları yavaş yavaş değişmişti. Önce gece yarısı mesajları azaldı. Sonra festival planlarına "bu sefer gelemem" cevapları başladı. Şimdi bot ölçüsü.

Grupta yedi kişi vardı. Cem'den başka iki kişi daha ebeveyn olmuştu: Gizem'in bir oğlu, Kaya ile Aylin'in bir bebeği vardı. Mert Berlin'e taşınmıştı, gruba saat farkıyla, genellikle sabah dörtte yazıyordu. Berk yeni bir ilişkideydi ve sevgilisinin arkadaş grubuna yavaş yavaş kayıyordu. Bir de Ceren vardı. Otuz iki yaşında, bekar, hala hafta sonları nereye gideceğine son dakikada karar veren ve bundan çok memnun olan Ceren. Gruptaki son gece kuşu. En azından kendini öyle hissediyordu.

Cem'in bot sorusunun altına Gizem hemen cevap yazdı: "Bizimki 28'de sıkışıyordu, 29 al, kalın çorapla giyer." Aylin bir marka önerdi. Kaya "kırmızısı var mı?" diye sordu, çünkü kendi kızına kırmızı bot arıyordu. Beş dakikada on iki mesaj. Hepsi bot hakkında. Ceren ekrana bakıyordu, ne yazacağını bilmiyordu. Bot hakkında hiçbir şey bilmiyordu. Çocuklar hakkında da. Telefonu bıraktı, sonra yeniden aldı. Sonra az önce yazılmaya başlanan mesaj belirdi ekranda. Cem'den.

"Bu arada bu hafta sonu kim konsere geliyor?"

Ceren mesajı iki kez okudu. Konser. Birkaç hafta önce grupta paylaştığı, bir müzik grubunun Kadıköy'de vereceği küçük konser. Kimse cevap vermemişti, Ceren de unutmuştu. Şimdi Cem soruyordu. Bot ölçüsünden bir mesaj sonra. Ceren bir an sevinçle bir an şüpheyle cevap yazdı: "Sen mi geliyorsun?" Cem'in cevabı hemen geldi: "Lara'yı annesine bırakıyorum. Cumartesi gecesi benim. Biletleri alalım mı?" Ceren ekrana baktı ve farkında olmadan gülümsedi.

Cumartesi akşamı konser salonunun önünde dört kişi vardı. Cem, Ceren, Berk ve sürpriz şekilde Mert, Berlin'den hafta sonu için gelmişti. Gizem gelememişti, oğlu ateşlenmişti. Kaya ve Aylin bebek yüzünden evdeydiler ama gruba bir video göndermişlerdi: ikisi salonda, bebek uyuyor, onlar kulaklıkla aynı grubun şarkılarını dinliyor ve sessizce dans ediyorlardı. Cem videoyu izlerken güldü. "Eskiden en çok onlar dans ederdi," dedi. Ceren videoya baktı. İçinde bir şey sızladı. Kıskançlık değildi. Daha çok bir özlem. Eskiye, belki. Ya da hiç yaşamadığı bir şeye.

Konser güzeldi. Küçük bir salon, yüz kişi kadar, herkes ayakta. Cem ilk yarım saat biraz tutuktu, telefonuna bakıyordu. Lara'nın annesinden bir mesaj gelmiş, her şey yolundaymış. Sonra bir şarkı çaldı. Üniversitede yurt odasında dinledikleri, sabaha kadar tekrar tekrar açtıkları şarkı. Cem'in yüzü değişti. Telefonunu cebine koydu ve dans etmeye başladı. Ceren onu izledi. Bu Cem'i tanıyordu. On iki yıl önce, yurt odasında, masanın üstüne çıkıp bu şarkıyı bağıra bağıra söyleyen Cem'di bu. Yanına geçti, o da dans etmeye başladı. Mert ve Berk katıldı. Dört kişi, otuzlarında, bir salonun ortasında, yirmi yaşındaymış gibi.

Konserden sonra eski bir meyhaneye gittiler. Uzun bir masa, rakı, meze. Konuşmalar önce müzikle başladı, sonra hayata kaydı. Mert Berlin'deki yalnızlığını anlattı; iş iyiydi, şehir güzeldi ama akşamları kimse "kim ayakta?" diye yazmıyordu. Berk sevgilisiyle evlenmeyi düşündüğünü itiraf etti, herkes alkışladı. Cem babalığı anlattı. Lara'nın ilk kelimesini, ilk adımını, geceleri uyanıp onun nefesini dinlemesini. Sonra durdu ve Ceren'e döndü. "Sen ne yapıyorsun bu aralar? Hiç anlatmıyorsun."

Ceren bir süre sustu. Sonra anlattı. Gruptaki mesajları okurken ne hissettiğini. Bot ölçüleri, kreş önerileri, uyku düzenleri. Kendini bir yabancı gibi hissettiğini. Hepsinin hayatı bir yöne giderken kendisinin aynı yerde kaldığını düşündüğünü. "Sanki herkes bir sonraki bölüme geçti," dedi, "ben hala bir önceki sezonu izliyorum." Masada bir sessizlik oldu. Mert bardağını bıraktı. Berk başını eğdi. Cem ise uzun uzun Ceren'e baktı ve sonra bir şey söyledi ki Ceren yıllarca hatırlayacaktı.

"Biliyor musun," dedi Cem, "ben de seni kıskanıyorum." Ceren güldü, sonra Cem'in ciddi olduğunu gördü. "Gerçekten," dedi Cem. "Her hafta sonu bir yere gidiyorsun. Gece yarısı mesaj atıyorsun. Ben o mesajları okuyorum, Lara'yı uyutmaya çalışırken, karanlık odada. Ve diyorum ki Ceren yine bir yerde, yine bir şey keşfediyor. Ben bot ölçüsü yazıyorum çünkü başka yazacak bir şeyim yok bazen. Ama senin mesajların bana nefes aldırıyor." Ceren bir şey diyemedi. Gözleri dolmuştu. Mert masanın altından onun eline dokundu. Berk garsona bir şişe daha işaret etti, sonra vazgeçip su istedi. Herkesin bir şey söylemesi gerekiyormuş gibi bir an oldu, ama kimse söylemedi. Sadece meyhanenin arka tarafından gelen fasıl sesi ve yan masadaki bir doğum günü kutlamasının alkışları vardı.

O gece meyhaneden çıkarken bir karar aldılar. Grup bölünmeyecekti. Ama ritmi değişecekti. Ayda bir pazar kahvaltısı, ebeveynlerin de gelebileceği, çocukların da olabileceği bir saatte. Ayda bir de gece buluşması, ebeveynlerin dönüşümlü olarak gelebileceği. Mert her geldiğinde bir ortak plan. Ve grubun adı Gece Kuşları olarak kalacaktı. Ama Ceren bir ek önerdi: "Gece ve Sabah Kuşları." Herkes güldü. Mert "Ben hangisiyim o zaman, Berlin saatiyle?" diye sordu. "Sen ikisisin," dedi Cem, "bizim sabahımız senin gecen." Cem telefonunu çıkardı ve grubun adını değiştirdi, oracıkta, kaldırımda.

İlk pazar kahvaltısı bir parkta oldu. Kasım sonuydu, hava soğuktu ama güneşliydi. Gizem oğluyla geldi, Kaya ve Aylin bebek arabasıyla, Cem ise Lara'yla. Lara yeni kırmızı botlarını giymişti, 29 numara, kalın çorapla. Botlar o kadar büyüktü ki Lara içinde kaybolmuş gibi duruyordu. Bütün kahvaltı boyunca botların içinden etrafa bakıp kahkahalar attı. Ceren ona bir hikaye anlattı: dev bir botun içinde yaşayan küçük bir kız ve onun maceraları. Lara gözlerini kocaman açıp dinledi. Hikaye bittiğinde Lara Ceren'in elini tuttu ve "Bir daha," dedi.

Cem uzaktan onları izliyordu, boynunda bir atkı, elinde bir termos. Ceren bir ara başını kaldırıp ona baktı. Cem başparmağını kaldırdı. Ceren'in içindeki o sızı, o yabancılık hissi, o gün parkta, dev bir kırmızı botun yanında yavaş yavaş eridi. Herkesin hayatı farklı bir yöne gidiyordu, evet. Ama o yönler birbirinden ayrılmak zorunda değildi. Bazen bir bot ölçüsü bir konser biletine, bir konser bileti bir pazar kahvaltısına, bir pazar kahvaltısı da dört yaşında bir kızın "bir daha" demesine dönüşebiliyordu.

Kahvaltıdan sonra Lara'nın uykusu geldi. Cem onu kucağına aldı, botlar Cem'in kollarından sarkıyordu. Vedalaşırken Lara uykulu gözlerle Ceren'e baktı ve "Botun içindeki kız yarın ne yapacak?" diye sordu. Ceren gülümsedi. "Bilmiyorum," dedi. "Babana mesaj atarım, o sana anlatır." Cem göz kırptı. O akşam grupta yeni bir mesaj vardı. Ceren'den. Gece yarısı. "Botun içindeki kız bugün bir ejderhayla arkadaş oldu. Cem'e oku." Altına Cem'in cevabı geldi, yarım saat sonra: "Okudum. Uyudu. Yarın ne olacak?"

Aylar geçti. Grup sohbeti hala bot ölçüleri, kreş önerileri ve uyku düzenleriyle doluydu. Ama aralarında başka mesajlar da vardı: Ceren'in gece yarısı yazdığı botun içindeki kızın maceraları, Mert'in Berlin'den sabah dördünde attığı fotoğraflar, Berk'in düğün davetiyesi taslakları, Gizem'in oğlunun ilk çizdiği resim. Bir bahar akşamı Ceren bir festival afişi paylaştı. Yaz için. İki günlük. Altına yazdı: "Çocuklu çadır alanı varmış." Beş dakika içinde altı kişi cevap verdi. Hepsi aynı şeyi yazmıştı. "Geliyorum." Cem bir mesaj daha ekledi, sadece Ceren'in anlayacağı bir şaka: "Kim ayakta?" Saat gece yarısını geçiyordu ve grubun yarısı ayaktaydı. Lara'nın botları o yaz 30 numara olacaktı.